Off ne çabuk sabah oldu? Saat yine 6.45 olmuş. Her sabahki gibi Tangözenin ‘’hadi geel buluşalım eski köprünün altındaa’’sözleriyle uyanıyorum. Tabi o sesi algılayana kadar rüyamda konserde olduğumu bile düşündüm. Zar zor o sıcacık yatağımdan kalkıyorum. Nasıl da üşüyorum bi anda. ‘’Ohaa bu Ekim ayı kendini Aralık sanmış!!’’ diyip pencereden dışarı bakıyorum. Felaket yağmur yağıyor. Aslında dışarı çıkıp sırılsıklam ıslanmak ve ‘’yağmurun sabahında’’ şarkısını mırıldanmak istiyorum ama kahretsinki okul var! Çabucak hazırlanıp Sis’i almaya gidiyorum. Dilimde yine ‘’yağmurun sabahında’’şarkısı. Etrafta kimseciklerin olmamasının verdiği rahatlıkla sesli söylüyorum. Ben şarkıya kaptırmışım kendimi bir baktım Sis yağmurun altında beni bekliyormuş. ‘’Günaydın münaydın oha donuyorum resmen ‘‘ faslı bitince okulun yolunu tutuyoruz. Sabah sadece nescafe içerek doymaya çalıştığımız için karnımız yine aç. Sabah sabah hiçbir yerin açık olmamasından şikayetçiyiz! Mecbur okul kantininden yiyeceğiz artık. Yine Sis’e isyanlarım ‘’ziraat bankası bile açılmadı daha biz okula gidiyoruz lanet olsun yaa’’şeklinde. (bu cümleyi her sabah kurarım da)
Okula gidiyoruz.İlk ders,ikinci ders derken karnımız iyice acıkıyor. Kantine gideceğiz ama nasıl? Malum okulumuzun kantini kapalı, yan okula gitmemiz gerek. Ah be kaymakam amca yaktın bizi! Tabi bu yağmurda da dışarı çıkmak zor geliyor. Kaderimize razı gelip şemsiyemizi alıp çıktık. Tam dışarı adım atacağız,iki arkadaş gelip daldılar şemsiyemizin altına. Anlayacağınız şemsiye bölündü dördee.Hepimiz bir taraftan çekiştiriyoruz.Haliyle şemsiye 1 kişiyi bile korumuyo. Ah Sinan! Ah Çağdaş! 2 dakikalık yol oldu mu sana 10 dakika. Tabi kafamız dışında her yerimiz ıslandı. Onlar önden koştururken bizi nasıl ıslatıyorlar bilemezsiniz! Sanki yağmur hem üstten hem yandan geliyor o derece felaket yağıyor. Ve alacağımız sadece 2 çikileyta! Değer miydi? Evet değerdi.
Neyse kantinin önüne gidiyoruz. Alıyoruz çikileytaları tam döneceğiz Çağdaş tutturdu ‘’kremalı piskülüt’’diye. Krema krema derken gitti tutku aldı. Bir de ‘içecek içeceekk’ diye söylendi. Kantinci pepsiyi uzattı. Çağdaş ‘’ya hayır kamışlı içecek istiyorum ben!’’ diye tutturdu. Kantinci anlamadı tabii. Bizde seferber olduk Sisle kantinciye meyve suyu istediğini anlatmaya çalışıyoruz: ‘’ Yaa onlar değil. Hani kamışı var ya kendine yapışık! Onlardan istiyoruz. Ya hani böyle kartonda var kamışı küçük kendinden hediyelii..’’ Adam anladı heralde gitti dolaptan bir şeyler çıkarttı. Tam sevinirken anlatabildik diye adam demesin mi ‘’ o mu bu mu yoksa şu mu??’’ hay bayılcaktım artık. En sonunda aldık sınıfa çıkacağız. Haydiii yine en başa döndük! Yine şemsiye dörde bölünüyor. Ama bu sefer daha da dışında kaldık şemsiyenin. Koşar gibi yapmaya başladılar ve aman tanrım müthiş final! Şemsiyeyi alıp kaçtılar!! Kaldık ortada. Nasıl da yağmur yağıyor ya. Öyle böyle değil sucuk gibi olduk resmen. Nasıl olsa ıslandık diye yavaş yavaş yürüyoruz artık..
Islandıkça gülüyoruz,ıslandıkça çığlık katıyoruz. Millet cama çıkmış bize bakıyor. ‘’hadi girin içeri artık yaa’’ filan diyorlar ama aldırmıyoruz deli gibi gülüyoruz hâlâ.Sınıfa çıktığımızda sırılsıklamdık ama o an hissettiğimiz özgürlük çok güzeldi. İşte bugün de böyle eğlendik.
İYİ Kİ VARSIN YAĞMUR, İYİ Kİ VARSIN SİS!
Okula gidiyoruz.İlk ders,ikinci ders derken karnımız iyice acıkıyor. Kantine gideceğiz ama nasıl? Malum okulumuzun kantini kapalı, yan okula gitmemiz gerek. Ah be kaymakam amca yaktın bizi! Tabi bu yağmurda da dışarı çıkmak zor geliyor. Kaderimize razı gelip şemsiyemizi alıp çıktık. Tam dışarı adım atacağız,iki arkadaş gelip daldılar şemsiyemizin altına. Anlayacağınız şemsiye bölündü dördee.Hepimiz bir taraftan çekiştiriyoruz.Haliyle şemsiye 1 kişiyi bile korumuyo. Ah Sinan! Ah Çağdaş! 2 dakikalık yol oldu mu sana 10 dakika. Tabi kafamız dışında her yerimiz ıslandı. Onlar önden koştururken bizi nasıl ıslatıyorlar bilemezsiniz! Sanki yağmur hem üstten hem yandan geliyor o derece felaket yağıyor. Ve alacağımız sadece 2 çikileyta! Değer miydi? Evet değerdi.
Neyse kantinin önüne gidiyoruz. Alıyoruz çikileytaları tam döneceğiz Çağdaş tutturdu ‘’kremalı piskülüt’’diye. Krema krema derken gitti tutku aldı. Bir de ‘içecek içeceekk’ diye söylendi. Kantinci pepsiyi uzattı. Çağdaş ‘’ya hayır kamışlı içecek istiyorum ben!’’ diye tutturdu. Kantinci anlamadı tabii. Bizde seferber olduk Sisle kantinciye meyve suyu istediğini anlatmaya çalışıyoruz: ‘’ Yaa onlar değil. Hani kamışı var ya kendine yapışık! Onlardan istiyoruz. Ya hani böyle kartonda var kamışı küçük kendinden hediyelii..’’ Adam anladı heralde gitti dolaptan bir şeyler çıkarttı. Tam sevinirken anlatabildik diye adam demesin mi ‘’ o mu bu mu yoksa şu mu??’’ hay bayılcaktım artık. En sonunda aldık sınıfa çıkacağız. Haydiii yine en başa döndük! Yine şemsiye dörde bölünüyor. Ama bu sefer daha da dışında kaldık şemsiyenin. Koşar gibi yapmaya başladılar ve aman tanrım müthiş final! Şemsiyeyi alıp kaçtılar!! Kaldık ortada. Nasıl da yağmur yağıyor ya. Öyle böyle değil sucuk gibi olduk resmen. Nasıl olsa ıslandık diye yavaş yavaş yürüyoruz artık..
Islandıkça gülüyoruz,ıslandıkça çığlık katıyoruz. Millet cama çıkmış bize bakıyor. ‘’hadi girin içeri artık yaa’’ filan diyorlar ama aldırmıyoruz deli gibi gülüyoruz hâlâ.Sınıfa çıktığımızda sırılsıklamdık ama o an hissettiğimiz özgürlük çok güzeldi. İşte bugün de böyle eğlendik.
İYİ Kİ VARSIN YAĞMUR, İYİ Kİ VARSIN SİS!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder